İŞBİRLİKLERİ İÇİN İletİŞİME GEÇEBİLİRSİNİZ
0544 768 5708

Toplumsal Bellek : Kültürel Miras

by Arkerobox Arkeoloji Setleri
Toplumsal Bellek : Kültürel Miras

Arkerobox’un da sayfasından anlayabileceğiniz üzere kültürel mirasın sürdürülebilir bir şekilde korunması bizler için çok önemli bir konu.

Peki neden korumalıyız? Neden değerli?

Elbette var olan doğal ya da beşeri değerlerimizin korunması, tarihi ve kültürel bir bilinç olarak çok önemli fakat bunun arkaplanında aslında farkında dahi olmadığımız içsel kodlarımız bulunuyor olabilir mi?

Kültürel miras dediğimiz eserler, yüzyıllardır bu topraklarda bulunan ve milyonlarca insanın elinin değdiği eserler oluyor. Tüketimin ve hızlıca tüketilenin yok edildiği bu çağda dahi kültürel mirası gördüğümüz, dokunduğumuz zamanlarda o yaşanmışlık hissini alabiliyoruz.

Bahsedilen yaşanmışlık hissi, eserlerin yalnızca eski oluşundan değil; aslında o kültürün belleklerimizde hep kayıtlı kalışındandır. Kültür, yüzyıllar boyunca aktarılan ve değişimlerin doğması için çok uzun zamanları gerektiren bir kavramdır. Dolayısıyla her ne kadar bize çok farklı yaşantılar gibi hissettirse de bu topraklarda yaşamanın bir getirisidir o ‘’yaşanmışlık hissi’’. Bize bu kadar yakın olan ve aslında toplumsal bir belleği oluşturan kültürel mirasımıza sahip çıkmalı ve korumalıyız tam da bu sebepten fakat nasıl bir koruma?
Kültürel mirasın korunması; sadece o bölgenin çevresinin düzenlenmesi, restore edilmesi demek değil. Kültürel miras nasıl bir toplumsal belleği oluşturuyorsa koruma bilinci de toplumsal olarak oturmalıdır. 

Toplumsal koruma bilinci, aslında en temelde tanımaktır. Çünkü insanlar sevgiyi ve saygıyı en başta ‘’tanımak’’ ile gerçekleştirirler. Tanımak, sadece ismen bilmek değildir; benimsemektir. Benimsemek için içselleştirmemiz ve o toplumsal belleğin, bizim içimize de sinen o yaşanmışlık hissinin bilincinde olmak gerekmektedir. 

Bahsedilen farkındalığa ulaşmak için en temelde araştırmamız, keşfetmemiz, öğrenmemiz gereklidir. Çünkü bir klasik olarak aslında ‘’İnsan bilmediğinin yabancısıdır.’’. Bizler bu topraklarda yaşayan insanlar olarak kendi kültürel mirasımızı tanımazsak en önce biz, kendi toplumsal belleğimize karşı yabancılaşırız.

Bu yabancılaşmanın karşısına geçebilmek tabii ki en temelde doğru tarih eğitiminden geçiyor. Yalnızca savaşları, göçleri bilmek değil; tarihin, ne kadar insan hikayelerine değinen kümülatif bir yapısının var olduğunu bilerek her kültürel miras için bu yapının peşine düşmek gerekiyor. Şu an var olan sistemde okullarda bu hissiyatı tam manası ile kazanamasak da daha çok okuyarak, araştırarak, gezerek ve anlatarak bu tanıma sürecimizi gerçekleştirerek içselleştirebiliriz.

Tanıdıkça daha çok insanı anladığınızı, kendinizi ve çevrenizi daha iyi fark edeceğinizi göreceğinizden şüphemiz yok. Çünkü aslında biraz gözlem ve merak duygusu ile yapılan araştırmayla en iyi kavrayabileceğimiz şey, kendi içinde bulunduğumuz kültürdür.

Eee bireylerin komünite halinde yaşaması değil midir kültürü oluşturan temel etken?

Elbette bireylerin farklı sosyoekonomik durumlardan koparak o topluma karışması, farklı arkaplanlarda yetişmeleri onları farklılaştırsa da onları ‘’bir’’ yapan ve anlaşılır kılan o topraklardaki bellek oluyor. Çünkü o bellek, bizlerin değerlerin oluşturuyor. Her birimiz o değerlere tutunuyoruz, gördüğümüz bir simgeye veya duyduğumuz şarkıya aynı anlamı yüklüyoruz. Bizleri tüm farklılıklar içinde ‘’bir’’ yapan ve o zenginliği de hissettirebilen yine çok zengin olan kültürel mirasımız oluyor. 

Kübra Nur Duman

by Arkerobox Arkeoloji Setleri